Geçenlerde Alsancak’ta yürüyüşe çıktım, Gündoğdu Meydanı’nda denizi seyrediyordum. Güvercinler vardı meydanda yine. Erkek güvercinlerin dişileri takip etmesi, etraflarında oyunlar yapmaları, göğüslerini şişirip renk renk tüylerini göstermeler, guklama sesleri çıkararak dans etmelerini izledim. İzlediklerimin tamamında dişiler hızla uzaklaşıyor, erkekler takip etmeyi bırakıp hemcinslerinin yanına dönüyor ve dansı bırakıyorlardı. Dışarıdan bakınca güvercinlerin beslenmek ve dinlenmek için orada olduklarını zannediyoruz. Burası onların da dünyası ve Gündoğdu Meydanı da onların habitatı. Kargalar, martılar, atlar, kediler, köpekler, böcekler ve solucanlar için de öyle. Evlerindeler… Kendilerini burada güvende hissediyorlar, aşklarını da orada yaşıyorlar, karınlarını da orada doyuruyorlar, toplanıyorlar, kendi dillerinde sosyalleşiyorlar.

Karantinanın ilk haftalarında Alsancak, Gündoğdu Meydanı
Prag’da çekilmiş bir kovalamaca/kur yapma sahnesi; aynı Alsancak’taki gibi.
Bir kısmı Alsancak Gündoğdu Meydanı’na bakan bir evde çekilmiş bir film izledik Elif’le yakınlarda. İşe Yarar Bir Şey – Pelin Esmer’in 2017 yapımı filmi. Burada fragmanı var. Filmde biz İzmirdeki Tangocuları ilgilendiren düşünceler aktarılıyor, habitatımızdan görüntüler de var.
Tete diğer milonguerolar kadar kıyafetine önem vermiyor, ne ayakkabıları ne pantolonu ne de gömleği özel. Dans ederken figürler ve maharet de sergilemiyor. Yüzü hep gülümsüyor, mutlu. Bolca göğsünü kullanıyor ve diğer Villa Urquizacılar gibi sık duraklar veriyor, yavaşlamalar ve yeniden başlamalar yapıyor. Çerçeveyi göğsünden gelen enerji ile kuruyor ve göğüs iletişimini hiç bırakmıyor. Ara ara ellerini bıraksa dahi çerçeve hep yerinde. Tete’nin konuşmalarından:
“Hep aynı şekilde dans etmek sıkıcıdır, bu bir vals. Uçmak zorundasınız. Dans alanında hareket etmelisiniz, hep yerinizde kalamazsınız. Vals, aynı yerde kalmamaktır.”
“Dans ederken kadının ayağının nerede olduğunu yanlışlıkla unutabilirsiniz, ama sonra yine hatırlarsınız.”
“Tango’da önemli olan keyif almak, keyif almak için dans etmektir.”
“Vals yaparken bulutların üstünde uçarcasına dans ettiğimi hayal ediyorum.” (İşte bu cümlesinden dolayı Tete ve Güvercinleri aynı yazıda buluşturma ihtiyacı duydum.)
Burada da Tete şunları söylüyor:
“Tango’da ilk olarak müzik vardır, adımlar değil. Adımlar en son gelir. Dansı öğrenmek için yürümeyi öğrendik ve tebeşirle yere çizdik, sıra geldi dansı müzikle ve ritimle birleştirmeye”
Tete, Dışavurumcu dansın öncüsü Pina Bausch’un (1940-2009) daveti üzerine Avrupa’ya gider ve 3 yıl boyunca dans eder.
“Almanya’dan koreograf Pina Bausch beni 1997’de Avrupa’ya davet etti. Onun Nur Du (Yalnız Sen) adlı oyununda üç yıl üstüste dans ettim. Beni ayrıca Tanztheater Wuppertal ‘ın 25. yıldönümüne de davet etti. O zaman Nur Du’da onunla kapalı tutuşta dans ettim. 30 günlük bir gösteriydi ve Nureyev dahil dünyanın en iyi dansçılarından bazıları oradaydı.
Pina’nın Buenos Aires’teki o kadar dansçı arasından beni seçmesinin nedenini hep kendime sordum. Bir gün çalışma arkadaşlarından Dominic bana söyledi. Dedi ki, Pina ona benim kafamın içinde bir orkestra olduğunu söylemiş. Şuna bakın! Bir orkestra! O bir orkestram olmasından değil, müziği iyi dinlememden. Aslında yapmayı bildiğim tek şey bu.”
Tangoidea – bu blogu İstanbul’daki DJ arkadaşımız Mihran Şigaher oluşturmuş.
Burada 1997’de Tete ile Pina’nın kısa bir dansları var.
Pina Bausch için tribute olarak yapılan kolaj bir klip aşağıda. Song of the stars/Dead can dance ile birlikte izliyoruz. Pina’nın dans tiyatrosuna katkısı hakkında canlı bir sanatsal anlatım.
Bye for now!